TUR | ENG

Garanti

Küresel Değişimin İzinde...

Küresel değişim ve dönüşümün pek çok şeyi yeniden tanımladığı bir dünyada, bilinen tanım ve kavramlarla anlamlı değerlendirmeler yapmak giderek zorlaşıyor, çünkü bu dünya on yıl öncesinin, hatta beş yıl öncesinin dünyasından çok farklı bir dünya.

Değişim süreci küresel güç dengelerini altüst ederken yeni kahramanlar ve mağdurlar yaratmakla kalmıyor, Pimco CEO'su Muhammed El- Erian'ın kullandığı deyimle, "yeni normal"i de belirliyor. Dünün dünyasında "normal" sayılan duruma belki artık hiç geri dönülmeyecek, bugünün ve yarının "yeni normali"ni ise küresel değişimin seyri belirleyecek.

Garanti Gelecek Zirvesi'ni tasarlarken biz de bu noktadan hareket ettik ve yaşanmakta olan değişimin izini sürebilmek için bu değişimi belirleyen ana eğilimlere, 'büyük resme' odaklanmanın gerekli olduğunu düşünerek yola çıktık.

'Büyük resme' baktığımızda, küreselleşme sürecini tetiklerken küresel sistemi kontrolü altında tutabileceğini düşünen Batı'nın şimdi bu sürecin yarattığı sorunlara ve krizlere çözüm bulmakta zorlandığını görüyoruz. Batı'nın dünya ekonomisindeki ağırlığı ve küresel yaptırım gücü göreceli olarak azalıyor. Batı'nın çok boyutlu desteğiyle küresel oyuna katılan Çin ve diğer 'Yükselen Pazar' ülkeleri ise küresel krizden de yararlanarak güçlenmeye devam ediyor.

Toplantımızın konuşmacılarını belirlerken de, küresel rollerin değişmekte olduğu bir dönemde dengeli bir değerlendirme yapabilmek için, Batılı bakış açısının yanı sıra Doğulu bakış açısını da yansıtabilecek, ekonomik boyutun yanı sıra değişimin toplumsal ve psikolojik etkilerini de ortaya koyabilecek isimlere odaklanmanın doğru olacağını düşündük.

Mahbubani'nin 'büyük iyimserliği'

Çin'in ve Asya'nın son 30 yıldaki yükseliş sürecini bir diplomat ve akademisyen olarak yaşamış olan Prof. Dr. Kishore Mahbubani'nin adı bu bağlamda gündeme geldi. Mahbubani'nin anlattığı "Asya'nın yeniden yükselişi" öyküsü, yaşlı kıtanın geçirmekte olduğu büyük dönüşümü ve bunun yarattığı büyük umutları daha iyi anlamamıza yardımcı olduğu için önemliydi.

Singapur'un İngiliz sömürgesi olduğu dönemde dünyaya gelen Mahbubani, 1820'lere kadar dünya ekonomisinin en büyükleri olan Çin ve Hindistan'ın yeniden yükselişini ve küresel güç haline gelişini anlatırken heyecanını gizlemiyor. Mahbubani'yi dinlerken Asya'daki özgüven patlamasının ve özellikle genç kuşakları saran 'büyük iyimserliğin' yaşlı kıtanın yükselişindeki önemi daha iyi anlaşılıyor.

Mahbubani, son 30 yılda ekonomik ve toplumsal gelişmeyi frenleyen zihinsel engelleri aşarak Batı'nın yükselişine neden olan yedi temel ilkeyi benimseyen ve kendine adapte ederek uygulayan Asya ülkelerinin gerçekleştirdiği atılımın kalıcı olacağına inanıyor.

Mahbubani, Çin'de, Hindistan'da ve diğer Asya ülkelerinde yaşanmakta olan dönüşümün inişli-çıkışlı bir yol izleyeceğini ve yol boyunca çeşitli sorunlarla karşılaşılacağını kabul ediyor ama bu sürecin sürükleyici gücünü oluşturan gelişme ve yükselme azminin Asya'yı er geç küresel düzenin liderliğine taşıyacağını düşünüyor.

200 yıldır tek başına dünyaya hükmeden Batı'nın şimdi Asya'nın ve diğer yıldızı parlayan ülkelerin güçlenmesiyle ortaya çıkan yeni durumu kabullenmekte zorlanması ve bu yeni duruma göre kendisine yeni bir strateji çizememesi ise Mahbubani'yi kaygılandırıyor. Yeni yükselen güçlerin küresel düzenin liderliği rolüne henüz hazır olmadığını belirten Mahbubani, Batı'nın yeni küresel dengeleri dikkate alan bir strateji oluşturarak küresel düzenin yönetimine katkıda bulunmasına büyük önem veriyor.

Mahbubani, Türkiye'nin de, ekonomik kalkınmanın ve toplumsal ilerlemenin artık yalnızca Batı'ya özgü bir olgu olmadığını dikkate alarak kendi yolunu çizmesini öneriyor.

Wolf'un 'büyük karamsarlığı'

Toplantıya sorularıyla önemli katkı yapan Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, prof. Dr. Fuat Keyman, Meral Tamer ve Prof. Dr. Seyfettin Gürsel'in, Mahbubani'nin Asya'nın geleceğiyle ilgili olarak çizdiği tabloyu fazla iyimser bularak sorgularken, ikinci konuşmacı olan Martin Wolf'un Avrupa ile ilgili olarak çizdiği tabloyu ise fazla karamsar bularak sorgulaması ilginçti.

Derinlikli analizleriyle dünya ekonomisinin gidişatını en iyi değerlendiren ve dünyanın en çok okunan ekonomi yorumcularından biri olan Martin Wolf'un çizdiği tablo, gerçekten de hayli karamsardı. Batı dışındaki yükselen pazar ülkelerinin dünya ekonomisindeki büyümenin tartışmasız motoru haline geldiği bugünün dünyasında, özellikle Avrupa Birliği'nin (AB) işi çok zor görünüyordu Wolf'a göre. AB'nin Yunanistan kriziyle başlayan kabusunun yeni boyutlar kazanarak sürebileceğini belirten Wolf'a göre Euro'nun çöküşü de göz ardı edilemeyecek bir olasılıktı.

AB'nin Türkiye'yi tam üyeliğe kabul etmeyeceğini ileri süren Wolf'u dinlerken, küresel kriz sonrasında Batı'da daha fazla hissedilmeye başlanan 'büyük karamsarlığın' deneyimli analisti de etkilediğini düşünmek mümkündü.

Mahbubani'nin 'büyük iyimserliği' ile Martin Wolf'un 'büyük karamsarlığı' bugünün dünyasındaki yeni durumu ve bunun yarattığı psikolojiyi tanımlıyordu.